Pandeminin Ekonomi ve Siyaset Üzerindeki Etkisi

Öncelikle pandemi öncesi dünya ekonomik ve siyasi anlayışlarını inceleyecek olursak; ticaretin ülkeler arasında herhangi bir kısıt olmadan özgürce gerçekleştirilebildiği liberal bir ekonomik düzenin hakim olduğunu görüyoruz. Merkantilist sisteme göre ticaret hacmi, ülke vatandaşının refahı ve devletin elinde tuttuğu anapara miktarı gibi değerler göz önünde bulundurulduğunda ABD, Çin ve Rusya gibi ülkeler lider konumdayken Avrupa ülkeleri de Avrupa Birliği gibi dernekler ile birbirlerine sosyal, siyasi ve ekonomik anlamda destek olmakta. Ülkeler ekonomiye mümkün olduğunca az müdahale ediyor ve serbest piyasa anlayışını sürdürüyor. Bu anlamda önceden devlet kontrolünde olan eğitim, sağlık, ulaşım gibi pek çok alanda özelleştirmeye gidilmiştir. Böylece piyasada rekabet en üst düzeyde olacak ve Adam Smith’in tabiriyle hiçbir müdahale olmadan kendiliğinden piyasaya uyum gerçekleşecek ve görünmez el kavramı ortaya çıkacaktır. Görünmez el piyasa fiyatını en verimli şekilde düzenlemektir.  Bu sisteme genel olarak baktığımızda dünyada kapitalist bir sistemin hakim olduğunu görüyoruz. Fakirin devamlı olarak sömürüldüğü, zengin burjuvazinin fakirin emeğini değerinin çok altında satın aldığı ve devamlı olarak zenginleşmeye devam ettiği bu sistem yönetici sınıfının yine sistemden tek fayda sağlayan sınıf olan burjuvazilerden olması nedeniyle bu zamana kadar değiştirilmeye gerek görülmeden devam etmiştir. Ancak görüyoruz ki pandemi süreci halkı sistemin işleyişini, ekonomik ve siyasi dinamikleri sorgulamaya itti. Bunun nedeni, ABD, Çin ve dünya ticaretinde lokomotif görevi gören önemli Avrupa ülkelerinin virüsle başa çıkma konusunda yetersiz oluşu. Bu süreç halk sağlığının, ekonomi ve siyasi üstünlük gibi pek çok kavramın üstünde olduğunun anlaşılmasına yardımcı olmuştur. Virüsten en çok zarar gören İtalya, Fransa ve Hollanda gibi ülkeler Avrupa Birliğinden hiçbir destek bulamamış, kendi başlarının çaresine bakmak zorunda kalmışlardır. Örneğin İtalya’ya yardımın Çin’den gitmesiyle ABD’nin küresel lider oluşu çokça sorgulandı. Çin aynı zamanda ABD’ye de test kitleri göndereceğini açıklayarak salgının sorumluluğundan kurtulmayı ve süreci lehine çevirmeyi amaçlıyor. Bu durumlar göz önüne alındığında salgın sonunda ekonomik ve siyasi dinamiklerin çok büyük değişimlere uğrayacağını söyleyebiliriz.

Pandemi sonrası süreçte Avrupa Birliği ve Avrasya Birliği gibi derneklerin önemini yitireceği ve son zamanlarda küreselleşme dolayısıyla etkisini yitiren ulusçuluk fikrinin yeniden alevleneceği düşünülmektedir. Küreselleşme çokça sorgulanıp, devletlerin içe kapanması, siyasi ve ekonomik korunmaya gitmesi beklenmektedir. Bu durumda liberalizmin yerini devletçilik ve konservatizme bırakması öngörülmektedir. Böylelikle virüs sonrası, yardım görmeyen İtalya, İspanya, Fransa gibi Avrupa ülkelerinin geçmiş siyasi tarihine dönmesi muhtemel. Yani devlet sosyalizmi ve sosyal devlet anlayışı halk tarafından çokça ilgi görecek gibi. Burada devlet yönetimi, hastanelerin kamulaştırılması, işçilere yapılan ödenek yardımları gibi önlemlerle piyasaları korumanın yanında yaşamın kendisini de korumak adına yapılmalıdır. Böyle bir senaryoda, devlet hayatın devamlılığı açısından gerekli olan gıda, barınma ve enerji gibi ekonomik faaliyetleri koruma altına alacaktır. Böylece yaşamın temel koşulları artık özel ekonomik faaliyetlerin yönetiminden çıkmış olur. Pandemi sürecinde vatandaşların yaşadığı zorluklar düşünülecek olursa, liberalizm yerine sosyal devlet anlayışı vatandaşlarca daha kolay benimsenecektir çünkü bu sistemde vatandaş kendini daha güvende hissedecektir. Böyle bir ekonomik düzen içerisinde yeniden resesyonlar meydana gelecek olur ve Keynesçi politikalarla kurtarılamayacak durumlar ortaya çıkarsa, devlet üretimi eline alabilir. Böylece halkın devlete daha çok güvendiği daha ulusçu ve merkeziyetçi bir anlayış hüküm sürmüş olacaktır. Bu durumun tek riski devletin merkezi bir otorite haline gelebilecek olmasıdır. Bu duruma karşı alınabilecek en iyi önlem ise sosyal devlet anlayışı ve demokrasi kavramını en iyi şekilde harmanlayıp uygulamak olacaktır. Devlet halktan üstün bir yapı değil, yalnızca halkı korumak ve refahını sağlamakla görevli bir üst mercidir. Rousseau’ya göre demokrasi biçimindeki hükümette yönetici, halkın tamamıdır. Yurttaşı, ortak benliği, halkı, devleti yaratan bir toplum sözleşmesini ve toplumdaki her bireyin bu sözleşmeye dahil olması gerektiğini savunur. Özetleyecek olursak pandemi sonrasında devletlerin ve yöneticilerin Rousseau’nun toplum sözleşmesi fikrinden yola çıkarak yeni bir sosyal devlet yapılanmasına gitmesi muhtemel senaryolar arasında en kuvvetlisi olacaktır.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli
Makale gönderim sistemimize hoş geldiniz

Galeri Alanı

828 x 478