Cumhuriyet’in ilk dönemlerinden bir bilim insanı…

Son zamanlarda okuduğum biyografi niteliğindeki Cumhuriyetin ilk yıllarında akademiyi ve akademinin içindeki değişimleri birinci ağızdan anlatan kitaplardan biri olarak söyleyebileceğim Mehmet Ali Alpar Hoca’nın Cumhuriyet döneminin ilk bilim insanlarından Remziye Hisar’la yaptığı röportaj İş Bankası Yayınları ve Bilim Akademisi işbirliğiyle 2019’da yayınlandı. Daha önce 1995’te röportajların bir kısmından hareketle Bilim Teknik Dergisi’nde yayınlanan Remziye Hisar’ın hikayesi, II.Abdülhamid döneminden Cumhuriyet’e kadar uzanmaktadır. Özellikle Darulfünun’dan 1933’teki tartışmalı üniversite reformuna, Almanya ve Fransa ekolünün yeni oluşturulmaya çalışılan akademideki yerine, kurulan enstitülerdeki araştırma şartlarına, Teknik Üniversite’nin kuruluşuna kadar benzer birçok olayla birlikte o dönemde yurt dışında tahsil görmüş birkaç kişiden biri olan Remziye Hisar’ın görüşleriyle bütün bir tarihsel sürece bakmak isteyenler için gayet güzel bir kitap diyebilirim. İçerikle alakalı biraz daha bilgi verecek olursak Darulmuallimat sonrası girdiği Darulfünün’un Kimya bölümündeki üç kadın öğrenciden biri olan Remziye Hisar; Kimya tahsilini bitiremeden muallime olarak hizmet vermek üzere Azerbaycan’a gitmiş, daha sonra ünlü fizikçi ve bugün adına bir enstitü bulunan Feza Gürsey’in babası, kendisinin bir dönem eşi Süreyya Bey ile burada tanışmıştır. Daha sonra Rus işgalinin etkisiyle İstanbul’a geri dönen Remziye Hanım devamında muallime olarak gittiği Adana’dan kimya tahsili almak üzere Paris’e, Sorbonne’a gitmiştir. Tabi, o dönemde Sorbonne’da Nobel Ödüllü Perrin, Lutesyum elementinin kaşifi Georges Urbain ve Madam Curie gibi tanınmış hocaların olması Remziye Hanım’ı etkilemiş olmasının yanı sıra kitaptaki röportajda Remziye Hanım, Kimyanın yanında Matematik tahsilinin önemine de değinmeyi ihmal etmiyor. Daha sonraları Türkiye’ye dönmesi ve tekrardan Paris’e gitmesi, ardından doktorasını bitirmesine üç ay kala Türkiye’ye tekrar çağırılması onu epey üzmüştür. Sorbonne’da bulunduğu dönemde dahi yüksek tahsildeki kadın sayısının azlığı dikkat çekiciydi ve yanında çalıştığı Mösyo Pascal’ın tek hanım öğrencisi olan Remziye Hanım için Mösyo Pascal tarafından ne kadar başarılı olduğunun dile getirilmesi kendi sözleriyle ‘ilim hayatımdaki en büyük mükafatlarımdan biri oldu’ demesine yol açacak kadar bilim aşığı bir insanın hayatı söz konusu aslında. Bilgiyi talep eden ve onu marifet anlamında kullanan bir insan için ‘marifet iltifata tabidir’ kıstası pek tabii geçerli olacaktır. Dönemin üniversite reformlarındaki rastgele ve liyakatsiz işleyişinin yanında yapılan işlerdeki özensizlik Remziye Hanım tarafından da dile getirilmekte ve hatta Türkiye’deki akademi kariyerinde İstanbul Üniversitesi’nden ayrılmasına yol açmıştır. Kitabın son bölümlerine doğru Fahir Yeniçay (kendisi hakkında Aykut Kazancıgil’in yazısını okumanızı öneririm) hocanın sayesinde İstanbul Üniversitesi’nde Eczacı Mektebindeki işine Ratip Berker’in tavsiye ve davetiyle Teknik Üniversite’ye kadar giden bir başka süreç izliyoruz diyebilirim. Tüm bu anlatıda 20.yy’ın ilk çeyreğinde dünyaya gelmiş bir kadının ‘bilim insanı’ olma süreci ve dönemin sancılı geçişlerinin akademiye yansıması açısından önemli bir bilim tarihi belgesi olduğunu düşündüğüm “Bilimin Öncü Kadını Remziye Hisar” kitabını konuyla alakalı arkadaşlarımıza ısrarla öneriyorum.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli
Makale gönderim sistemimize hoş geldiniz

Galeri Alanı

828 x 478