COVİD-19 DAMGALANMA

Tutum ve Damgalanma

Karantina olsun ya da olmasın, endişeler sadece insanlar uygun yanıtı bulmaya çalışırken kafa karışıklığı ve sosyal yargı ile daha da kötüleşebilir. Uzmanların her birinin televizyonda Covid-19 dan korunmak için farklı bilgiler verdiğini görmekteyiz. Bazı uzmanlar insanların kendilerini tamamen izole etmeleri gerektiğini savunurken, bazıları ise sadece büyük kalabalıktan kaçınmaları gerektiğini sosyal mesafelerini korudukları sürece sıkıntı olmayacağını savunmaktalar. Öte yandan bazı uzmanlar tuzlu suyla gargara yapmanın korona virüsün bulaşmasını önlemedeki rolünü belirtirken bazı uzmanlar ise buna karşı çıkıp tuzlu suyun ağız ve burundaki faydalı bakterilerin zarar görebileceğini bu yüzden de bağışıklık sisteminin öncü kuvvetlerinin kaybedilebileceği için yapılacak gargaranın riskli olduğunu belirtmektedirler. Kimileri maske takın derken kimileri maske takmak daha riskli hale getireceğini söylemektedirler. Hal böyle bilgi kirliliği ve çelişkilerle doluyken  “yaşlılar sokağa çıkıyor, ciddiye almıyorlar!”  demek ne kadar doğru olabilir ki? 65 yaş ve üstü birçok insanın hala bilinçsiz olmasının sebebi budur. Gerekli sağlıklı bilgilendirme yapıldığı takdirde elbet onlar da kendilerini korumaya daha özen göstereceklerdir.

Yaşlı yetişkinlerle ilgili olarak, DSÖ özellikle tecrit halinde veya bilişsel düşüş (demans) varsa, salgın nedeniyle daha endişeli, öfkeli ve huysuz olabileceğini söyledi. Bundan ötürü biz 65 yaş ve üstü bireylere daha sabırlı ve saygılı bir şekilde davranmamız gerektiğini düşünüyorum. Ekranlarda gördüğümüz yetkililerin bazılarının yardım ve uyarma amaçlı yaptığı konuşmalarda çocuk azarlar gibi üslup ile bu insanları uyarması ve her gün ölüm haberleri verilirken yaşlı olduğuna vurgu yapılmasını da yanlış buluyorum. UNICEF, korona virüsünün küresel popülasyonda strese neden olduğunu açıkladı ve sağlık çalışanları, çocukların veya yaşlı yetişkinlerin bakıcıları ve enfekte olmuş insanlar için özel tavsiyeler verdi.  Enfekte olanlara “COVID-19 vakaları” veya “mağdurlar” dememeleri gerektiğini bunun yerine UNICEF, “COVID-19 olan insanlar” veya “COVID-19 için tedavi gören insanlar” gibi terimlerin kullanılmasını tavsiye etti. Nitekim aynı açıklamayı, Türkiye Psikiyatri Derneği Ruhsal Travma ve Afet Çalışma Birimi de yapmıştır;  “Hastalığı olan kişilere ‘COVID-19 vakaları’, ‘kurbanlar’ ‘COVID-19 aileleri’ veya ‘hastalıklı’ diye atıfta bulunmayın. Onlar ‘COVID-19 olan insanlar’, ‘COVİD-19 için tedavi gören insanlar’, ‘COVID-19’dan iyileşmekte olan insanlar”. İnsan psikolojisinde kelimelerin yeri çok önemlidir kullandığımız kelimeler farkında olmadan damgalama tutumları taşıyabilir bu durum da hasta bir kişinin zıtlaşmasına ve toplumdan uzaklaşmasına neden olabilir.

Illinois Knox Üniversitesi’nde bir psikolog olan Frank McAndrew, zorunlu karantinanın özellikle üzücü olduğunu belirtiyor. “Karantinaya almak, kişiye diğer insanların ve salgın gibi kontrol edilemeyen güçlerin merhametinde olma hissi verir. Bu, gelecek hakkında çok rahatsız edici olabilecek bir çaresizlik ve belirsizlik hissine yol açabilir ”demiştir. Bir de bu bağlamda 65 yaş ve üstü insanlara sokağa çıkma yasağının gelmesini inceleyecek olursak; Bu insanların camiye gitmek, kahvehaneye gitmek, bankadan para çekmek ve parklarda banklarda vb. yerlerde oturmak dışında doğru düzgün bir sosyal hayatları yok. Arkadaşları diyebilecekleri insanlarla da bir şekilde bu saydığım ortamlarda takılıyorlar. Bir anda bu insanların tüm yaşam alanları ellerinden alındı. Biz imkânlar dâhilinde kapanabildiğimiz kadar eve kapandık. Biz gençler Sosyal medya, YouTube, bilgisayar oyunları gibi bir çok şey bir şekilde zaman geçirebiliyoruz peki ya zorunlu karantinaya alınmış 65 yaş ve üstü bireyler evde ne ile vakit geçirecekler? Elbette dışarı çıkmalarının gerektiğini savunmuyorum fakat alt yapısı inşa edilmeden alınmış bu kararın yanlış olduğunu savunuyorum. Mesela dijital teknolojiler, erişimde veya okuryazarlıkta farklılıklar olsa da, çevrimiçi teknolojiler ve sosyal destek ağları aidiyet duygusu sağlamak için kullanılabilir. Uygulanan zorunlu karantina sürecinde akran desteği sağlanabilir, STK’lar vasıtası ile sık sık  telefon ile sohbet imkanı sağlanabilir. Bunun ötesinde, yalnızlığı azaltmak ve zihinsel refahı arttırmak için bilişsel davranışçı terapiler online olarak sunulabilir ve onların zamanında popüler olan film ve diziler tekrardan ekranlara getirilebilir. Ayrıca onlarla empati yapılmalıdır; “dışarı cıkmamalısın dışarıda COVID-19 bulaşabilir demek yerine  “seni anlıyorum benim de evde canım sıkılıyor hava da cok güzel ama …” gibi ifadeler kullanarak onları anladığınızı hissettirdiğinizde ikna etmeniz kolaylaşacaktır. Ayrıca “Ben Dili” kullanılabilir örnek vermek gerekirse 65 yaş ve üzeri bir yetişkene “biri benim yüzümden bu hastalıgı kapsa vicdan azabından ölürüm” demeniz, “dışarı cıkmamalısın” demenizden daha etkileyici olacaktır. Öte yandan Türkiye toplumu olarak , toplumsal bir kültüre sahibiz bu durumu bir avantaja cevirerek evde kalmamız gerektiğini “toplumsal norma” dönüştebiliriz. Hem sosyal medya kullanıcıları hem ekranlarda gördüğümüz uzmanlar hem de biz bu durumu cevremize bir toplumsal norm olarak aktarmamız gerekiyor. Yakın zamanda toplumsal normla ilgili bir araştırma okumuştum; Bir otelde cevreyi korumak İcin bir calışma yapılıyor amacları kagıt havlu kullanımını azaltmak bunun İcin de bazı odalara bu bilgiyi verirken bazı odalara ise müşterilerimizin %75 i bu kampanyamıza destek oldu teşekkür ediyoruz diye bir not veriliyor bu notun verildiği odalarda kampanyaya katılma oranı artıyor çünkü insanların %75 in katıldığı bir kampanyaya katılmamak onları farklı garip dışlanmış hissettirecektir bu nedenle insanlar çoğunluğa uyma davranışı gösterirler. Bu uyum sağlama davranışını pek cok çalışmada da gormek mümkün. Genelde insanlar topluma uyum sağlama yatkınlıgındadır.Bundan dolayı biz bu durumu toplumsal bir norm haline getirebilirsek daha başarılı olabiliriz. 

CORONANIN GÜNAH KECİLERİ

Toplumumuzda yaşlılar taşıyıcıymış, hastalığı yayan onlarmış gibi bir algı oluşmuş durumda. “Yaşlılar gezmeyin siz virüs bulaştırıyorsunuz” deniliyor. . Bu algı çok yanlış çünk taşıyıcı olanlar genç yetişkinlerdir hatta hiçbir semptom göstermeden dahi taşıyıcı konumunda olabilirler. Yani ortalıkta dolaşan yaşlı yetişkinler kendilerini tehlikeye atıyor, genç yetişkinler ise başkalarını…  

Tiktok, instagram, twitter gibi sosyal medya mecralarında “troll” amaçlı yapılan videolarda 65 yaş üstü insanlara yapılanlar saygısızlığın çok ötesinde olup zorbalık ve psikolojik şiddettir.  Bir insanın sözünü kesmek ya da onu küçümsemeyip alay etmek saygısızlık olarak nitelendirilebilir fakat insanların onamı olmadan onları videoya çekmek, üzerlerine ağ atmak, su fırlatmak sokakta sıkıştırmak, ‘öleceksin’ diye korkutmak ‘virüs yayıyorsun’ diye hakaret etmek saygısızlık değil zorbalık ve suçtur!


KAYNAKÇA

1.     https://www.unicef.org/ Social stigma associated with the coronavirus disease (COVID-19)

2.       https://www.psikiyatri.org.tr/ COVID-19 ve DAMGALAMA

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli
Makale gönderim sistemimize hoş geldiniz

Galeri Alanı

828 x 478