Klasik Mantık İlkeleri dahilinde “Sağır Kemancı”

Aziz Nesin’in mizah kitaplarını az çok, iyi kötü duymuş,belki de ara ara birkaç satır kalmış hikayeler aklınıza hücum ediyordur.Tam da bende bu tesiri bırakacak  “Geriye Kalan” kitabını incelediğim sırada önce kitabın yayınlanması sırasında yaşanan mizah yönü ve okurlara oldukça yansıtılan sıkıntılarla beraber içeriğin arkasında korkunç bir surata sahip olmayan,İstanbul’un hüznünü yansıtan bir palyaço olması gerektiğini hiç de hissetmemiştim! Kitabın ilk basımının önsözündeki hikayade ruhsal ve bedensel anlamda kendine dair her husustan şikayetçi ve bundan dolayıdır ki mutlu olamayan bir adamın doktora veryansınına yanıt olarak doktor, pencereden palyaço reklamını gösterir ve ona gitmesini söyler.Ne yazık ki adam çaresiz bir şekilde o palyaçonun kendisi olduğunu doktora söyler.Aziz Nesin için Markopaşa dergisine gelen ihtarlar,cezaevleri, Sabahattin Ali’nin öldürülmesi gibi sorunların üstüne bir de “Geriye Kalan” kitabını yayınlatamamak ona ilginç anılar bırakırken hikayedeki çaresiz adamın palyaço kılığından mizah tadı almak bize bırakılmış gibi duruyor.Aziz Nesin,yayınlatamadığı eserini kendi başına sağa sola borçlanarak bastırmış, kitabın reklamı için belli başlı gazetelere çeşitli ilanlar bırakmıştır.Parasını verdiği halde ilanı yayınlamayanlara zannediyorum ki “palyaço” meşrebiyle temas edip başka bir insanın ağzından ilanlar vererek dolaylı yoldan kitabın tanıtımını yapmaya çalışır.Burada en dikkatimi çeken başlık ise o dönemde Cumhuriyet Gazetesi’nde yer alan “İntihardan Vazgeçtim” başlıklı ilan oldu.İlandaki ilginç olay,ilanı veren şahsın intihar amacıyla çıktığı evden sokakta eline tutuşturulan bu kitapla birlikte intihardan vazgeçtiğini ve dolayısıyla herkese bu kitabı tavsiye ettiğini söylemesiydi.Bu tarz tavsiyelerle kitabı okumaya başladığımı söyleyemem fakat kitaptaki hikayelerin tarizlerle,mantık ilkeleri bağlamında değerlendirilebilecek diyalog ve iddialarla bulunduğu dönemi mekanik bir sistematik içinde değil de daha kıvrak dinamiklerle değerlendirmesinin oluşturduğu bütünlük beni celb eden noktaydı diyebilirim.Bu noktadan hareketle kitaptaki “Sağır Kemancı” hikayesi de pek tabii dikkat çekici ve etüt edilmesi gereken bir hikaye olarak gözüme çarptı.Kısaca hikayeden bahsedecek olursak:

Altmışından sonra sağır bir efendi keman öğrenmeye kalkışır.Böyle bir işe girişmesindeki motivasyon ise “Mademki Beethoven sağır,madem ki ben de sağırım;madem ki Beethoven müzisyen,o halde ben de müzisyen olmalıyım” şeklinde bir kıyasa benzer mantık yürütmesidir.Hikayenin devamında eve hocalar gelip gitmeye başlar,bazısı işi bırakır kimi kalp sektesi geçirir ama en sonunda işi kotaran kurnaz bir müzik hocasına denk gelinir.Hoca,efendiyi iyice bu işe inandırır ve notalara her rastgele basışında sağır efendiye ünlü bestecilerin bu parçalarını nasıl çaldığını hayretle sorar.Efendi rastgele notalara basıyordur,hoca Schubert’den bu parçayı ne zaman öğrendiniz demektedir.İş böyle giderken hoca bu berbat notalar bütününü duymamak için kulaklarına pamuk tıkıyordur,bir yandan da basına durumu haber vererek bir konser hazırlığında olduklarını ve sağır adamın muhteşem bir yetenek olduğundan söz ettirir.Konser günü ise çalınan kakafoniyi herkes alkışlamaktadır şeklinde hikaye sonlanır.

Hikayede işin sonuna doğru yapılan bir takım mesajlara odaklanmak yerine işin başladığı, sağır adamın Beethoven ile kıyas yaptığı noktaya değinerek bir akıl yürütme yapmaya çalışırsak ki Klasik Mantık ilkeleri hususuna değinerek bu işi yapmanın yerinde olacağı kanaatindeyim.Bu ilkeler doğrultusunda etüt edeceğimiz sağır adamın kıyas cümlesinde yüklem, özne ve bağlaçlar esas inceleme unsurlarımız olarak ön plana çıkacaktır.Peki bu kıyası öncüller haline getirip yazabilir miyiz? Eğer bunu başarabilirsek günlük dilde de aslında çokça kullandığımız bir dilemma üretip oradaki doğruluk ve yanlışlıklar üzerinden bir yanıt geliştirebiliriz.Bu hususta bunu da üretebilmek için öncelikle olabilecekse dahi bu çoklu öncüllü kıyasın geçerliliğinin denetlenmesi gerekecektir.Bu hususta hikayeye göre benim gördüğüm ve şüpheyle yaklaşmama neden olan durum şu ki Beethoven’ın sağır ve müzisyen olmasında karşın sağır altmışlığın sağır olmasının müzisyen olmasını gerektirdiğidir.Bunun yanında farklı bir açıdan bakarsak öznelerden aslında iki tane tikel durum var ki bunlara “bazı” zamiriyle yaklaşamadığımız için tikel bile demekten çekinmekteyim.Halbuki kıyas geçerliliğini denetlerken öncüllerde en az bir tümel ifade-yani her ya da hiçbiri şeklinde genellemelere mazhar olan durumlar-gerekmekteydi.Kaldı ki yüklemlerin “sağırdır”,”müzisyendir” şeklinde olup öznelerin Beethoven ve Sağır adam şeklinde ayrılması kıyas olabilirliğini incelediğimiz bu cümlede mükemmel formlara dönüştürme işlemini uygulayabilir miyiz sorusunu da beraberinde getirmektedir.Fakat görünürde Sağır Kemancımızın kurduğu bu mantığın güçlü veya zayıf nitelikli geçerli bir kıyasa dönüştürülmesinin olanaksız olduğunu bir felsefe hocamla yaptığım istişare sonucunda söyleyebilirim.Dolayısıyla Sağır Kemancımızın aslında kıyas bile yapmadığı için geçerliliği de tevile yer bırakamayacak doğrultuda bir cümle kurduğunu söyleyebiliriz.Son tahlilde, sanıyorum ki “Sağır Kemancı” gibi mantık açısından kıtlık yaşamanın verdiği özgüven izleyenleri alkışlamaya yetmiş.Böylelikle yazımızı sosyal mesaj vermeden noktalamış olduk.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli
Makale gönderim sistemimize hoş geldiniz

Galeri Alanı

828 x 478